Koy ve Plajlar
Koylar
Datça Yarımadası'nın çevresi girintili çıkıntılı, dantel gibi.  Bazen dik kayalarla çevrili, bazen güzel kumsallarla, tam 52 koy var. Bazı koyların önünde küçük adacıklar yer alıyor. Koyların bazıları oldukça büyük ve uzun kumsala sahip. Bazıları çakıllı. Ama hepsi tertemiz.
Ege Denizi’ne bakan tarafta Gökçeler Bükü, Küçük Çatı, Çatı, Kızılağaç, Alavara, Çakal, Damlacık, Mersincik, Murdala ve İskandil başlıca koylar. Feribotun yanaştığı Körmen Limanı da bu yönde.
Akdeniz’e bakan tarafta ise Palamut Bükü, Akvaryum, Akça Bük, Kuru Bük, Ova Bükü, Hayıt Bükü, Kızıl Bük, Domuz Bükü, Kargı, Karaincir, Sarı Liman, Kara Bük, Çiftlik, Kuruca Bük, Günlücek ve Lindos başlıca koylar. Yarımadanın en ucunda yer alan antik Knidos Kenti ve önündeki Kap Krio Yarımadası iki denizi ayırıyor. İki yanında ay gibi birer koy var. Bölgeye gelen mavi yolculuk teknelerinin demirledikleri yerlerden.
Datça’nın Akdenizli Koyları
    Çiftlik Koyu
Yarımadanın güneydoğusunda ve Marmaris’tenDatça’ya gelirken ilçeye 30 km. kala. Burada ilçenin, en büyük tatil sitesi olan Aktur Tatil Sitesi bulunuyor.. Koyun arkası çamlıkla kuşatılmış. İyi bir kumsalı olan koy esas olarak site sakinlerine hizmet ediyor. Her türlü ihtiyacı karşılayacak tesis var. İlçe merkezi ile Aktur arasında minibüs seferleri düzenli.
    Kuruca Bük
Aktur Tatil Sitesi’nin 1.5 km. yakınındaki koyun çevresi okaliptüs ağaçları ile çevrili. Bu koyun plajı da daha çok sitede yaşayanlara hizmet ediyor.
    Karaincir Koyu
İlçe merkezine 15 km. uzaklıkta, Marmaris yolu üzerinde. İnce kumsalı ve sığ denizi ile daha çok küçük çocuğu olan ailelerce tercih ediliyor. Yeme-içme ve dinlenme tesislerinin bulunduğu koya Aktur ve Karaincir minibüsleri ile düzenli ulaşım sağlanıyor.
    Kargı Koyu
İlçe merkezine üç km. uzaklıkta, yürüyerek de gidilebilir. Kuzey ve güneybatı rüzgarlarına kapalı olan koyun doğal güzelliği ve sakinliği çekici. Plajı çakıllı olan koyda yeme-içme tesisleri ile küçük bir yat çekek yeri var. Belediye özel halk otobüsleri çalışıyor.
    Ova ve Hayıt Bükleri
Mesudiye Köyü’nün birbirine yakın iki koyu. İlçe merkezine 20 km. uzaklıkta. Sahile sıralanmış çok sayıda konaklama ve yeme-içme tesisi var. Hayıt Bükü'nün  plajı kum, Ova Bükü’nün ki ise çakıl-kum karışımı. Köyün minibüsleri ilçe merkezi ile düzenli ulaşım sağlıyor.
    Palamut Bükü
İlçeye 25 km. uzaklıktaki koy Knidos Ören Yeri'ne ise 15 km. Yarımadanın en ünlü plajlarından birisi. Yeme-içme tesisleri yanında konaklama tesisi de var. Uzun plajı çakıl ve kum karışımı. Plajın batısında yatlar ve balıkçı tekneleri için bir barınak var. İç tarafta ise Datça’nın ünlü badem ağaçları gözalabildiğine. Koyun biraz açığında da yerleşim olmayan küçük bir ada bulunuyor. Palamut Bükü'ne minibüsler çalışıyor.
    Akvaryum Koyu
Palamut Bükü’nün doğu tarafında ve sadece bir km. ötede. Koy küçük ama suyunun berraklığı ile ünlü. Adı da buradan geliyor. Denizin metrelerce derinliğini görmek, bir deniz gözlüğü ile su altı yaşamını izlemek mümkün. Koyun hemen yanındaki çam ağaçları da güneşten kaçanlara ve piknik yapanlara gölgelik yer sağlıyor. Kuzey ve kuzeybatı rüzgarlarına kapalı.
    Domuz Bükü  
İlçe merkezinden Knidos yönüne deniz yoluyla 45 dakika kadar sürüyor. Datça Limanı’ndan küçük balıkçı teknesi kiralanabilir veya Knidos yönüne tur düzenleyen teknelerden yararlanılabilir. Etrafı çam ağaçları ile kaplı. Güney dışında bütün rüzgarlara kapalı. Geniş plajı kum-çakıl karışımı. Günübirlik gezi yapan teknelerin yüzme molası verdikleri yerlerden. Bungalovlardan oluşan küçük bir de konaklama tesisi var.
Datça’nın Egeli koyları
    Murdala Koyu
Datça ilçe merkezine 38 km. en yakın Cumalı Köyü’ne 10 km. uzaklıktaki koyun köyden sonraki yolu toprak. Koyun etrafındaki tepeler ve dağlar çam ve sandal ağaçları ile kaplı. Koya yakın düzlük kısımlarda ise zeytin ve incir bahçeleri var. Sahilin bir kısmı kum, bir bölümü ise kayalık.
    Çatı Koyları
Yarımadanın kuzeydoğusunda, ilçe merkezine 45 km. uzaklıktaki Küçük Çatı ve Çatı Koyu'nun çevresi çam ve günlük ağaçları ile kaplı. Gökova Körfezi’ne bakan koylar Marmaris karayoluna 1,5 km mesafede. Yakın iki koy doğal liman görünümünde. Rüzgarlı havalarda tekneler için güvenilir bir demirleme yeri.
    Plajlar
Kısaca tanıttığımız bütün koylar aynı zamanda plaj. Hepsinden denize girilebiliyor. Ama plaj olarak düzenlenmiş, tesis haline getirilmiş yer arayanlar için de bir çok plaj var. Mavi Bayraklı plajlar da dahil.
İşte Datça’nın tanınmış plajları:
 
    
Hastanealtı Plajı
Merkezdeki Öğretmenevi'nin doğusunda olan plaj, arka tarafındaki yükseltide bulunan Devlet Hastanesi’nin adıyla anılıyor. Kum ve çakıl karışımı olan plaj merkeze yakınlığı nedeniyle çok rağbet görüyor. Plaj çevresinde yeme-içme ve konaklama tesisi çok.
    Kızlanaltı Plajı
Burgaz Uzun Azmak ile Gebe Kum koruma alanı arasında kalan alan. İyi bir kumsalı var. Sörf meraklılarının ilgi gösterdiği bir yer. Yerli ve yabancı sörf meraklıları ile öğrenmek isteyenler her zaman uygun rüzgar alan bölgeyi tercih ediyor. Karaincir ve Aktur dolmuşları ile ulaşılabilir.
    Güllük Plajı
KaraincirKoyu’ndan bir önceki koy. Plajı iri kumlu. Daha çok yüzme bilenler için uygun. Deniz çabuk derinleşiyor. 
   
Kumluk Plajı
Merkezde Öğretmen Evi ile Cumhuriyet Meydanı arasında. Hem plajı hem de deniz tabanı kum. Denizi oldukça sığ. Plaj çevresinde lokanta ve kafeler çok sayıda. Gün batıp da plaj sefası bitince lokantalar masalarını plaja doğru çıkarıyor. Denizle iç içe açık havada iyi bir akşam yemeği için hoş bir ortam oluşuyor.
    Taşlık Plajı
Datça Limanı ile Ilıca arasında. Liman tarafındaki kayaların içinden çıkan ve denize akan tatlı su bu kısımda az tuzlu bir alan oluşturuyor. Çakıl ve kum karışımı.
    Azganlı Plajı 
Taşlık Plajı'ndan güney yönüne bir km. kadar ilerleyip Kargı Koyu yolunu izleyip Hava Radar Komutanlığı’nı geçince sola dönüp kıyıya çıkılıyor. Güneye devam edildiğinde 1.5 km. sonra denizi tertemiz küçük ve şirin plaj karşımızda.
ILICA GÖLÜ
İlçe merkezinde, Taşlık Plajı’nın güneybatı yönünde denizin hemen yanı başında minik bir göl. Sağlığa yararlı minareller içeren suyu denize göre oldukça sıcak. Gölü dağın eteklerinden doğan bir su kaynağı oluşturuyor. Etrafı duvarlarla çevrilerek bu küçük gölcük oluşturulmuş. Denizle bağlantısı kopmamış gene de. Gölde yüzülebiliyor ve denize dökülen suyun altında masaj etkisi yapan doğal duştan yararlanılıyor.
GEBEKUM KUMULU
Kumul binlerce yıl önce deniz hareketlerinin yöredeki kara tabakası ile etkileşimi sonucunda oluşmuş. Sörf Tatil Köyü ile Yolluca Ada arasındaki beş km. uzunluğunda ve 200 ile 400 metre arasında bir sahil şeridini kaplıyor. Günümüzde koruma altında ve gereken özen gösteriliyor. Denizin günümüzde bu kumulu besleyecek kadar kum çıkarmadığı, kumul oluşumunun günümüzden birkaç bin yıl önce bir fosil kumul olarak ortaya çıktığı görüşünde bilim. Kumul bitki ve hayvan olarak bir çok canlı türünü de barındırıyor. Ağaç, çalı, odunsu ve otsu 85 çeşit bitki belirlenmiş. Sonraki araştırmalarda beş bitki daha bulunarak bitki taksonu sayısı 90’a yükselmiş. Kumulda 19 kuş türü belirlenmiş.
İklim
Tipik Akdeniz iklimine sahip Datça, ılıman iklimi nedeni ile oldukça uzun bir tatil dönemine sahip. Yazları sıcaklık ortalama 32 derece, nem  oranı ise % 35 - 60 arasında seyreder. Kuzeyden esen serin yaz meltemleri bunaltıcı sıcağı ve nemi yok eder. Kış aylarında sıcaklık 12 - 14 derece arasındadır. Yurdumuzun büyük bir bölümü soğuk havanın etkisindeyken bile, Datça'da yağan yağmur güneşin yüzünü kış aylarında da göstermesine izin verir. Yılın yaklaşık 300 günü güneş vardır. Uygun iklim sadece tatil için değil aynı zamanda yerleşmek için de yerli ve yabancıları Datça’ya çekiyor. 
Çok ender olarak kışın kar yağarsa yıllardır kar görmemiş Datçalılar için ortalık bayram yerine döner. Ocak ayında bademler çiçek açar. Mimozalar da hemen ardından. Artık bahardır! 
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir güzel söylemiş Datça’nın havası hakkında:
"İklim tam insan boyutundadır. Sıcağı da soğuğu da, insan tahammülünü aşmaz. İklimi paltoyla, sobayla ya da yelpazeyle düzeltmeye gerek yoktur."
Flora ve Fauna
Flora
Datça’nın bitki zenginliği antik çağlardan beri biliniyor. Knidos’un bir tıp merkezi olmasında bu özelliğinin de önemli rol oynadığı  açık. İklim özellikleri flora zenginliğinin başlıca nedeni. Datça’nın florası denilince kuşkusuz akla öncelikle badem geliyor.
Badem: Biri tatlı diğeri acı iki cinsi var. Datça bademi sadece Türkiye’de değil dünyada da en iyi badem olarak kabul görüyor. Datça tüm Türkiye’nin badem üretiminin büyük bir bölümünü üretiyor. Sadece çoğunu üretmekle kalmıyor en lezzetlilerini de üretiyor. Ocak ve şubat aylarında çiçeğe durmaya başlıyorlar. Bir çok çeşidi var bademin. Datça’da nurlu, akbadem, dedebağ, kababağ, sıra badem, diş badem diye çeşitleri üretiliyor. İç badem için mayısı beklemek gerekiyor. Dış kabukları açıldıktan sonra toplamak için ise temmuz-ağustos aylarına varmak gerek. O zaman toplanıp güneşte kurutuluyor.
Zeytin: Datça eski çağlardan beri zeytin yetiştiriyor.
Kekik:  Mor kekik, incir kekiği, peynir kekiği, bal kekiği, baharat kekiği gibi bir çok çeşidi doğada kendiliğinden yetişiyor.
Karabaş Otu: Kekikle aynı aileden ama farklı kokulu bir bitki olan karabaş otuna makilikler arasında bol miktarda rastlanıyor.
Adaçayı: Adaçayı Türkiye’de de dünyada da çok yerde yetişen bir doğal bitki türü. Datça’da da bütün kahvelerde çayını içebiliyoruz.
Keçiboynuzu: Halk arasında harup deniliyor. Afrodizyak olarak bütün Akdeniz kıyılarında eski çağlardan beri bilinen bir ağacın meyvesi. Eskiden tatlandırıcı olarak da kullanılırdı.
Kapari ve Karabiber: Yemeklere lezzet katan bu iki bitki de yarımadada bol bulunuyor.
Datça Hurması (Phoenix TheophrastiGreuter):Datça Hurması, yörede endemik olarak yetişen bitki türlerinin başında geliyor. Datça Yarımadası’nda batı-doğu yönünde uzanan sıradağların kuzey ve güney yönlerinde iki ayrı yörede bulunuyor. Kuzeyde Kerme Körfezi yönü, Eksera Deresi ile bu dereye bağlı bazı yan derelerin vadi tabanlarını izleyerek 50 ile 225 metrelik yükselti arasında kuş uçuşu bir kilometrelik bir alanda yetişiyor. Anemon ve değişik kır çiçekleri de zengin bir çeşitlilik oluşturuyor. Baharın erken geldiği Datça’da her mevsim ayrı çiçek türleri görülebiliyor.
Fauna (Hayvan Varlığı)
Yarımada her türden kara avcılığına sürekli olarak kapalıdır.  Kuş türleri bakımından daha zengin olan yarımada memeli hayvanlar bakımından daha yoksul sayılır. Yaban keçisi ve boz ayı henüz neslini sürdürüyor ama sayıları oldukça az. Tilki, porsuk, vaşak, yaban domuzu, tavşan, sincap, oklu kirpi türleri daha çok görülebiliyor. Kuşlar yönünden ise oldukça zengin. 86 Kuş türü saptanmış.  Bu türler içinde en sık rastlananlar karabatak, şahin, atmaca, doğan, kartal, keklik, çulluk, üveyik, kumru, alaca ağaçkakan, alakarga, ispinoz, serçe türleri.
    
Deniz Canlıları
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün yaptığı ve 2.5 yıl süren araştırmaya göre Datça’yı da içine alan Marmaris’tenGökova’ya kadar olan alanda 457 tür deniz canlısı belirlendi. Geniş deniz dibi ormanları, posidenya çayırları belirlendi. Bu çayırlar ortamı sabitleyerek deniz canlılarını koruyor ve oksijen sağlayarak ekolojiye katkıda bulunuyor. Bu kapsamlı çalışmada bölgede deniz canlıları türü bakımından en zengin bölge olarak da Datça Yarımadası çevresi öne çıktı. Denizlerde yapılan bilimsel araştırmalarda neslinin tükenmesi tehlikesi olduğu için koruma altına alınan orfoz, lahos gibi türlere de rastlanması araştırmacıları sevindirdi. Açıklarda köpekbalığı türlerinin de bulunduğu denizde sardalye, mezgit, levrek, akya, barbunya, tekir, sinarit, mercan, karagöz, fangri, çipura, trakonya, orkinos, uskumru, kefal, iskorpit, kırlangıç ve daha bir çok balık türü yaşıyor. Yenilebilen diğer deniz canlılarından ıstakoz, kalamar, karides, ahtapot, istiridye, böcek, mürekkep balığı avlanıyor.
    Akdeniz Foku 
Dünya çapında nesli ileri derecede tehlike altında olan Akdeniz Foku için yarımadanın bütünü uygun bir yaşam alanı olarak değerlendiriliyor. 1993 yılından buyana yapılan saha araştırması, Habitat inceleme ve gözlem çalışmaları sürdürülüyor. Denizlerin bu sevimli memelilerinin korunması için azami çaba harcanıyor. Datça Yarımadası’nın kıyılarının korunması bu açıdan da önem kazanıyor.
    Hormonlu sebzeye karşı "Bambus Arısı"
Türkiyeli Bambus arısı belki de binyıllardır bu topraklarda yaşıyor, Muğla yöresinde, en çok da Datça’da. Bal arıları, sarıca arılar gibi türler 30-40 bin üyelik kolonilerden oluşurken Bambus arısı ailesi sadece 30-40 arıdan oluşuyor. Bal yapmıyorlar, çiçekten çiçeğe dolaşıp karınlarını doyurmakla yetiniyorlar. Ama çiçeklerin döllenmesine yarayan bir özel yetenekleri var. Çiçeğin poleni ile beslenmek için uzattığı hortumu diğer arılardan daha uzun. Henüz açmamış çiçeğin içine hortumunu uzatabiliyor ve polenini alıyor. Dişi çiçeğe uğradığında da onu döllemiş oluyor. Seraların içinde vızır vızır dolaşıp döllenme faaliyetini icra ediyorlar. Serada farklı zamanlarda açan çiçeklerin birbirini dölleyebilmesine aracılık ediyorlar.
Ören Yerleri
Doğa ile insanın yarıştığı kent 
    
KNİDOS
"Uzaklardan fırlatılmış bir kargının denize yarı batmış ucu." (Antik Çağ yazarlarının birleştikleri Knidos tasviri)
Doğal çevrenin en iyi korunduğu tatil merkezlerinden olan Datça Yarımadası’nın en ucunda bulunan antik Knidos Kenti, bulunduğu yarımada ile uyumlu olarak çevresi de bozulmamış doğa ile çevrili bir ören yeri. Sonrası Helen kültürü ile yoğrulmuş. Kökeni ise Dorlar’a dayanıyor. Ana karadan denize doğru birkaç kilometrelik bir genişlikte uzanıp giden yarımada aynı zamanda Ege Denizi ile Akdeniz’i ayırıyor. Knidos Antik Kenti de bu iki denizin yarımay gibi iki koyuna hakim etkileyici manzarayı seyredecek şekilde yerleşmiş. Bu iki koyun oluşturduğu iki doğal limanın Knidos’un gelişmesine, zenginleşmesine önemli katkısı olmuş.  Antik Çağ coğrafyacısı StrabonKnidosluların iki limanı bir kanalla birbirine bağladıklarını yazıyor. Kuzeydeki savaş, güneydeki ise ticaret gemileri için kullanılıyordu. Ticaret gemilerinin demirlediği güney limanı günümüzde yatlar tarafından kullanılıyor.
    Perslerin Anadolu’yu istilası ve Knidosluların ada olma çabası
Pers istilası Anadolu’da büyük bir hızla yayılıyor ve direnen kentler bir süre sonra düşüyordu. Knidoslular yaklaşan tehlikeye karşı önlem almayı düşündüler. Yarımadanın en dar yeri olan bugünkü adıyla Balıkaşıran yöresindeki Bencik kıstağını kazarak topraklarını "ada yapmak" istediler. Ama başaramayıp vazgeçmek zorunda kaldılar.
Knidos’un hayata dönüşü...
İlk sistemli kazılar 1857-1859 yılları arasında Londra British Müzesi adına Bodrum'da çalışan Sir Charles Newton'un ilgisi ile başladı. O dönemlerde Osmanlı'nın ilgisizliğinin de katkısı ile buluntular Londra'ya taşındı. 
1967 Yılına gelindiğinde Amerikalı arkeolog Iris C. Love başkanlığında kapsamlı kazılara başlandı. Kentin batı kısmındaki teraslar, Yuvarlak Tapınak, ApollonAltarı ile Hellenistik Villa ve konut alanı açıldı. Ancak Bayan Love ve ekibinin eserleri ortaya çıkarmak değil Çıplak Afrodit'i bulmak amacıyla sondaj kazıları yaparak ören yerini tahrip ettiği iddiaları ortaya atıldı. 1977 yılında da devlet kazı iznini iptal etti.
Çıplak Tanrıça Afrodit (Aphrodite)
İ.Ö. 4. yy’ın ünlü heykeltraşıPraxiteles’eKosAdası’ndan bir Tanrıça Afrodit heykeli siparişi gelir. PraxitelesKoslulara iki heykel sunar. Bunlardan birisi tanrıçayı bütünüyle çıplak olarak göstermektedir. Koslular bu heykeli almak istemediler, klasik bir Afrodit heykeli aldılar. Çıplak heykele ise  Knidoslular talip oldular ve parasını ödeyip satın aldılar. Her yerden görülebilecek şekilde tapınağa yerleştirdiler. Limana yanaşan gemiler bile görebiliyordu göz kamaştırıcı tanrıçayı. 
      Knidoslular dönemin deniz ulaşımına göre çok elverişli bir yerde oturuyorlardı. Liman kenti olmanın gelirinden de yararlanıyorlardı. Denizciler ihtiyaç veya zorunluluktan verdikleri molalarda Knidos’dan ihtiyaçlarını sağlıyor ve bol para bırakıyorlardı. Çıplak Afrodit bu liman kentine uygun düştü. Ünü denizciler tarafından yakın uzak bütün limanlara taşındı. Knidos "Aşk kenti" olarak daha da ünlendi. Afrodit bir tanrıça olarak tapınılmanın yanında bu aşkın da sembolü haline geldi. Knidos onunla aşk ve zenginlik kenti oldu. Yazılı kaynaklarda erotik tasvirler taşıyan anı eşyaları satıldığı da kaydediliyor. Bu eşyalardan bazıları günümüze de ulaştı. Müzelerde yerini aldı.
    Knidos Öreni’ni gezelim
1987-2007 yılları arasında Konya Selçuk Üniversitesi’nden Ramazan Özgan başkanlığında Türk ekibi kazılar yaptı. 1996’da Dionysos terasındaki Stoa’yı açmaya başlayan ekip bilimsel yöntemlerle Knidos’u günışığına çıkarmaya çalıştı.
    Kent Surları 
Surlar batıdaki askeri limandan başlayıp terasların üzerinden Akropol’ün yukarısına kadar uzanıyor. Buradan Demeter Kutsal Alanı’nın doğusundan aşağıya doğru dönüp ticari limanın savunma sistemine bağlanıyor. Surların tamamı dört km’yi buluyor. Surlar öndeki Kap KrioYarımadası’nın (Deveboynu) kuzey yönünü de koruyor. Güney yönü denize çok dik bir yar olarak indiği, dolayısı ile güvenli olduğu için bu tarafta sur yapılmasına gerek görülmemiş.
Dionysos Tapınağı veya C Kilisesi 
Tapınak, tiyatronun batısında ve limana yakın. Dionysos Tapınağı üzerine kentin hristiyanlaşması döneminde kilise yapılmış.
    Stoa 
Osmanlı’da "revak", günümüzde ise "sundurma" sözcüğü ile kaşılanabilir. 100 metreden daha uzun görkemli bir alan. 5 x 3.80 metre boyutlarındaki küçük bölmeler güneye, meydan tarafına bakıyor. Kullanılan malzemeden dolayı önemli ölçüde yıpranmış olsa da bazı kısımlarda duvar yüksekliği üç metreye kadar ayakta kalabilmiş. Stoa’nınKnidos’un ünlü mimarı Sostratos’un eseri olduğu sanılıyor.  
    Küçük Tiyatro
 Seyirci kapasitesi 5000 olan tiyatro Helenistik geleneğe uygun bir yapı. Sahne binası (skene) ayakta kalamamış. Oturma sıraları ise büyük ölçüde ayakta.
    Dor Tapınağı (Pembe Tapınak)
ApollonTapınağı’na giden yolun ortalarında yer alan DorTapınağı’nın alt yapısında gri-pembe kireç taşı kullanıldığı için Pembe Tapınak diye de adlandırılmış.
ApollonKarneios Kutsal Alanı
 İstinad (dayanak) duvarları ile korunmuş olan terasın kuzey yönünde en önemli yapı olan Tapınak ve Altar’ı bulunuyor.
    Yuvarlak Tapınak 
Kentin en önemli yapısı diyebileceğimiz Yuvarlak Tapınak’ın mavi mermerden kesilmiş bloklarının büyük kısmı orijinal yerlerinde duruyor. Tapınağın çapı 17 metre. Bu tapınak, Amerikalı arkeolog Iris C. Love tarafından Afrodit Tapınağı olarak adlandırılmış.
    Demeter Kutsal Alanı
Bereket (hasat ve tahıl) tanrıçası Demeter’in kutsal alanı Akropol’ün altındaki bir kaya terasının üzerinde. Asıl kutsal alan ise bunun altında 75 x 40 metrelik büyük terastaydı.  
Kap Krio (Deve Boynu)
Kentin ön tarafındaki yarımada İ.Ö. 1. yy’da iki liman yaratmak için karaya bağlanıncaya kadar adaydı. Coğrafyacı Strabon burada ana karada olduğu gibi yerleşim olduğunu yazıyor.
    Nekropol (Mezarlık) Alanları
Kentin doğu yönünde antik dünyanın en geniş mezarlıklarından biri olarak tanımlanan nekropol alanı bulunuyor. Knidos örenine giderken yolun iki yanında yüzlerce mezar ve nekropolün duvarları görülüyor.
    Nasıl Gidilir’
Ören yerine karadan veya denizden gidilebiliyor. Kara yolu badem bahçeleri, zeytinlikler arasında uzanıyor. Ören yerine yaklaşıldığında ise Nekropol (mezarlık) alanı içinden geçiliyor. Yolda gördüğümüz taşlar antik duvarlara ait. Yedi km. kadar süren bu kısımda farklı türlerde mezar yapısı yolun her iki yanında görülüyor. 
Yakın zamanlara kadar epeyce zorlu olan yol, 2004-2005 yıllarında düzeltildi ve asfaltlandı. Deniz keyfi ile yolculuğu birleştirmek isteyenler  Datça’dan ören yerine yolcu taşıyan tekneleri tercih edebilirler. Dönüş aynı tekneyle yapılıyor. Denizden gidildiğinde yarımadanın özelliği olan girintili çıkıntılı sahil, irili ufaklı koylar ve kumsallar görülüyor.
Bilim ve sanatın yurdu Knidos
Kent bilimde, sanatta ve felsefede parlak başarılar sağlamış çok sayıda insanın yurduydu. Ünlü matematikçi, astronom ve filozof Eudoksos, dönemin en önemli heykeltıraşları FarosluSkopas ile Bryaksis, Zenedotos, İskenderiye Feneri'nin mimarı Sostratos; Pers kralını amansız bir hastalıktan kurtaran hekim Ktesias Knidos'ta yetişmiş bilim ve sanat insanlarından bazılarıydı.
    ESKİ KNİDOS/BURGAZ
Burgaz Ören Yeri, Datça ilçe merkezinin 2 km. kuzeydoğusunda, yerleşim arasında ve kısmen de ekilir alanda kalmış. Buradaki antik kalıntıların Knidos’un ilk kuruluşuna ait olduğu düşünülüyor.
İlk kez Bean ve Cooktarafindan bilim dünyasına tanıtılan Burgaz Ören Yeri'nde kazı çalışmaları 1993 yılından itibaren Prof.Dr.Numan Tuna tarafindan yürütülüyor. Yaklaşık 1400x400 metrelik bir alanı kaplayan ören yeri deniz kıyısı boyunca uzanıyor. Helenistik Çağ öncesi buluntular çıkarılan önemli bir merkez. Kent sur duvarları ile çevrelenmiş. Bu alanın güneybatısındaki sığ sularda kule ve deniz surları kalıntıları görülebiliyor.  İ.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen iki limanın kalıntıları da günümüzde deniz kıyısında izlenebiliyor. Kazılarda İ.Ö. 8. yy'a tarihlenen antik yerleşim katları ortaya çıkarıldı. Kazı çalışmaları ile Burgaz yerleşiminin geometrik dönemden itibaren var olduğu, İ.Ö. 330’lardan önce  terk edilerek öneminin azaldığı, ancak deniz kıyısındaki depolama ve liman yükleme işlerinin, daha iç kısımlarda ise tarıma dayalı bir yaşamın ve buna bağlı dağınık bir yerleşmenin sürdüğü, ayrıca nekropolün kullanımına da devam edildiği anlaşılıyor.
   SARI LİMAN KALINTILARI
Knidos’un ilk kurulduğu yer olan Burgaz yerleşimi dönemine ait. Kalıntılar 1998 yılından sonra T.C. Kültür Bakanlığı adına, Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından Alman Bilimsel Araştırma Kurumu işbirliği ve Gerda-Henkel Vakfı'nın katkılarıyla kazıldı. Prof.Dr. Numan Tuna'ya göre, antik dönemin ünlü tarihçisi Heredot’un eserinde sözünü ettiği 6 Dor şehir birliğinin toplanarak Apollon adına yarışmalar düzenledikleri yer burasıydı ve yarışmada birinci gelenlere verilen ödüllerin konulduğu Apollon Tapınağı burada bulunuyor.
 
Datça Mutfağı
Datça Lezzetleri
Datçalılar eskiden beri biraz toprağa biraz denize bağlı, daha doğrusu ikisinin sentezinden bir mutfak kültürünü taşıyıp geliyorlar.
Datça’da ünlü bir "Üç B" var. Yani "Bal, Badem, Balık." Bademi dünyaca ünlü, üretimin önemli bir bölümü ihraç ediliyor. Balı kır çiçeklerinden toplandığı için özel lezzette. Deniz de sürü balıkları vermiyor ama en lezzetli balıklar buralarda.
Yerel lezzetler yerel adlarla anılıyor
Datça’da başka yörelerde bilinmeyen pek çok yemek çeşidi var, çoğunun adlarını da duymamış olmanız doğal, çünkü tatları gibi adları da yerel. Bunların bazıları ancak geleneksel mutfağı koruyan evlerde yapılıyor. Ama son yıllarda Türkiye’nin bir çok yöresinde olduğu gibi yerel lezzetlere gösterilen ilgi Datçalı turizmcileri de hareketlendiriyor ve unutulmuş ya da evlerin mutfaklarına sıkışıp kalmış yemekler lokanta vitrinlerine çıkıyor bir bir. 
Bazı yemek adları yerel ağızdaki söylenişleriyle şöyle:
Dalampa (papatya sapı), garaville (salyangoz), kışıyak, könger, mürdümük, turpucu,  ilabada, ütmek kavurması, dalankıta ve daha bir çok çeşit. Bunların çoğu çeşitli bitkilerden yapılıyor, adlarını da bitkilerden alıyorlar. Elbette deniz ürünlerinden de birçok yemek ve meze yapılıyor. Ahtapot salatası, çiğ balık, lakerda çiroz, sardalye dolma, subye güveç, kalamarın ızgarası veya tavası, ahtapot köfte ve salata, tereyağlı karides, deniz börülcesi taratoru meze mönüsünün önde gelenleri. 
Tatlılara gelince hemen hepsine badem giriyor. Bademli sultan tatlısı, sakızlı muhallebi, bademli baklava... Geleneksel tatlı ise "Damat Tatlısı."  Bademli damat tatlısı daha çok düğünlerde yapılıyor, bu da afrodizyak bir yiyecek olarak düşünülüyor.
    Damat Tatlısı
Türkiye’nin her yöresinde farklı tatlılar yapılır ama yer yer biraz farklılaşsa da en yaygın tatlılardan birisi kuşkusuz baklavadır. Datça’nın damat tatlısı da bir tür baklava sayılabilir. 
Elbette en önemli ayırdedici yanı ceviz, antep fıstığı yerine bolca badem kullanılması. Elde açılan yufka ile yapılıyor. İki kat yufka bir kat badem döşenerek kat kat yapılıyor. Bol şerbet akıtılıyor üzerine. İsteyen üzerine biraz da tarçın serpiyor. Elbette margarin değil halis zeytinyağı ile...
Damat tatlısı denmesi de düğün gecesi damat ile gelinin evine bırakılan yemeğin tatlısı olmasından.
Bir Hediye
Tatilinizin sonunda Datça'dan anılarınızın yanında; badem, bal, bademli incir, kekik, iğne oyası, dantel ve Kaymakamlıkça Sındı Köyü ve Eski Datça Mahallesinde açılan kilim dokuma merkezinde kadınların dokumuş oldukları kilimler ile Çığlı-Çaputlu Datça Nazarlıklarından götürebilirsiniz.